Duyurular

“YAZAR BULUŞMALARI”NDA BU HAFTA KONUĞUMUZ UFUK COŞKUN’DU

“YAZAR BULUŞMALARI”NDA BU HAFTA KONUĞUMUZ UFUK COŞKUN’DU

9.2.2016

Yayınevimiz yazarlarını okurları bir araya getiren “Yazar Buluşmaları”nın ikincisi gerçekleştirildi. 3 Şubat 2016 Çarşamba günü yayınevimizin Üsküdar’daki merkezinde düzenlenen buluşmaya “Yeni Sömürgecilik ve Bağımsız Sivil Toplum Kültürü” kitabının yazarı Ufuk Coşkun konuşmacı olarak katıldı.
Buluşmada Ufuk Coşkun’un şu ifadeleri öne çıktı:
  • Batı orijinli İttihat ve Terakki’den beri bu ülkede ciddi bir operasyon yürütülüyor. Bunun eğitimdeki yansıması Tevhid-i Tedrisat ile olmuştur.
  • Harf Devrimi ile bin yıllık hafızamız bir anda silindi.
  • Askeri vesayet kırıldı, bürokratik vesayet kısmen kırıldı ancak eğitim alanında resmi ideolojinin dayatıldığı anlayış kırılamadı.
  • Otuz milyon öğrencinin içinde bulunduğu devasa bir sektörden bahsediyoruz. Eğitim alanında bu anlayışın kırılması gerekiyor.
  • Okullarımızda Kemalist ideoloji, laiklik, tektipçilik, İslam karşıtlığı, pozitif bilim güçlü bir şekilde dayatılıyor.
  • Daha ne kadar beklememiz gerekiyor? Aradan yüz yıl geçmiş, artık bir şeyleri köklü şekilde değiştirmemiz gerekiyor.
  • Andımız kaldırıldı ancak hala ders kitaplarının baş sayfalarında yer almaya devam ediyor.
  • Cengiz Han tarih kitaplarında Türk büyüğü olarak gösteriliyor.
  • Hem her sözümüzde kadim medeniyetimizden dem vuracağız hem de eğitim sistemindeki bu çarpıklıklara yönelik bir girişimde bulunmayacağız.
  • 150’den fazla ülkenin anayasası incelendiğinde yalnızca sekiz ülkenin anayasasında şahıs isminin yer aldığı tesbit edildi. Bunlardan biri de Türkiye. Özellikle eğitim ile ilgili bölümlerde Atatürk isminin himayesine müracaat ediliyor.
  • Son on yıldır mevcut siyasal iktidar bir şeyleri değiştirmek için gayret sarf ediyor. Bu takdire şayan. Ancak mekanizmalarda pek bir değişiklik olmadı. Bu da Türkiye’nin hiç boş bırakılmadığını gösteriyor.
  • Bence öncelikle yapılması gereken iş anayasa ile ilgili çalışmaları yoluna koymaktır.
  • Eğitim alanının düzenleyen yasa ile ilgili çalışmalar yapılmalıdır. Eğitimde her türlü ayrımcı tek tipçi anlayışın bahanesi haline getirilen laiklik ilkesi tartışılmalıdır.
  • 82 yılında darbeci bir kafayla, İslam karşıtı bir anlayışla, darbecileri de aşan bir üst akılla hazırlanmış anayasayı bir an evvel değiştirmemiz gerekiyor.
  • Medeniyet coğrafyamızla yeniden kardeş olmak zor bir iş. Sorumluluk, fedakarlık gerektiriyor. Buna yanaşmayanlar yeni sömürgeciliğin tuzağına düşmüş demektir.
  • Etnik kökenlerimizin bir önemi yok. Küresel saldırı hepimize dönük.
  • Kapitalizm insanın ruhunu satın alan sömürgeci bir sistem. Yalnızca finans alanıyla ilgili değildir.
  • Sömürgeci sistem ağını kapitalizm üzerinden kurar.
  • Kerry darbeden önce Mısır ile görüşmeye gitmiş ve 5 milyar Dolar teklif etmişti. Ancak Mursi, Türkiye’yi tercih edeceğini söylemişti.
  • Erdoğan da benzer bir tavır sergiledi. Merhum Erbakan da bu tavrı sergilemiş ve bedelini 28 Şubat ile ödemişti.
  • Halklar kökleriyle, kültürleriyle ve birbirleriyle bap kurar kurmaz kapitalistler bunda bir gerileme, bir tehdit hatta kişiliklerine bir saldırı görüp tüm bağları sarsmanın yol ve yöntemlerini bulmaya çalışırlar. Her rengi, ırkı, mezhebi, düşünceyi birbirine kırdırarak düzenin işlemesine olanak sağlarlar.
  • İngilizler Lozan’da hilafetin kaldırılmasını şart koşmuştu. Çünkü bizim hinterlandımızı genişleten temel etkendi. Ancak aynı İngiltere bugün hala Kanada’ya vali atıyor.
  • Suriye’den gelen kardeşlerimizi de bu anlamda misafir olarak görmemek gerekir. Onlar da sonuçta kendi ülkelerine geliyorlar.
  • Komşularımızla, kardeşlerimizle bağlarımızı kopartıp, sorunlarımızı büyüttüğümüzde bu küreselci aktörlerin çıkarlarına hizmet etmiş olmuyor muyuz?
  • Biz kadim ilim, idrak ayarlarımıza bugün yeniden dönme çabasındayız ve sancılı bir dönemden geçiyoruz.
  • Ortadoğu halklarının dini, ırkı, rengi, mezhebi, görüşü fark etmeksizin oluşturacağı bir birliktelik er ya da geç olacaktır. Tarih bize bunu gösterecektir.
  • Sürekli etnik, mezhepsel ve düşünsel bölünmemelere maruz kalan ve birbirleriyle her daim kavgalı tutulan halkların; özgürlükçü, birlikteliği esas alan ortak çıkar ve menfaatler çerçevesinde belirlenen hedefler ve politikalar doğrultusunda hareket etmeleri gerekir.
  • Bizden adam olmaz anlayışından sıyrılmamız gerekiyor. Biz çok büyük işler başarabiliriz. Biz imparatorluk bakiyesi bir milletiz. Yeterli inanalım. Sorgulamaktan, tartışmaktan korkmayalım.

YAZAR BULUŞMALARININ İLKİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ

YAZAR BULUŞMALARININ İLKİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ

23.1.2016

Yayınevimiz yazarlarını okurları bir araya getirecek olan “Yazar Buluşmaları”nın ilki gerçekleştirildi. 23 Ocak 2016 Cumartesi günü yayınevimizin Üsküdar’daki merkezinde düzenlenen buluşmaya “Said Halim Paşa ve Siyaset Ahlakı” kitabının yazarı ve ÖNDER Genel Başkanı Halit Bekiroğlu konuşmacı olarak katıldı.
Buluşmada Said Halim Paşa’nın siyaset mekanizmaları, yönetim biçimleri ve yönetim anlayışı ile ilgili görüşleri tartışıldı. Bir sonraki toplantıda ise Paşa’nın fikirleri çerçevesinde aydın sorunu ele alınacak ve söz konusu dönemle günümüzde yaşanan sürecin bir mukayesesi yapılacak.
Buluşmada ifade edilen görüşlerden öne çıkan başlıklar şunlardı:
  • Said Halim Paşa modernleşme sürecinde Osmanlı’dan daha hızlı hareket ettiği söylenen Mısır Hıdivi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın torunudur.
  • S. Halim Paşa Avrupa’da iyi bir eğitim görmüş, İttihat Terakki’de görevler almış ve genel sekreterliğini yapmış bir isimdir.
  • II. Abdülhamid’in devrilmesinin ardından sadrazamlık görevini üstlenerek devlet yönetiminde gelinebilecek en yüksek makama gelmiştir.
  • Göreve gelir gelmez Birinci Dünya Savaşı patlak vermiştir. Said Halim Paşa savaş taraftarı olmamasına rağmen kendisini böyle bir ortamın içinde bulur.
  • Said Halim Paşa, Ermeni olaylarının sorumluları arasında gösterilmektedir.
  • Birinci Dünya Savaşı’nın ardından sürgün edilmiş, ardından Avrupa’ya gitmiştir. Eserlerinin çoğunu bu dönemde kaleme almıştır. İslamcılık üzerine metin yazan en önemli kişilerden biri kabul edilir.
  • 1921’de Roma’da şehit edilmiştir.
  • Paşa’nın fikirlerini dayandırdığı en önemli nokta, her alandaki üretimlerimizin bütünüyle bize ait olması gerektiğini savunmasıdır.
  • Paşa’ya göre biz siyaset üreteceksek bunun Batı’dan kopya edilmemiş olması, bizim tarafımızdan keşfedilmiş olması gerekir. Bu yönüyle Meclis-i Mebusan ve benzeri yapıları eleştirir.
  • Said Halim Paşa, sistematik olarak ortaya çok somut bir şey koymamışsa da iyi bir çerçeve sunmuştur.
  • Batı’daki siyâsî oluşumların temelinin ahlâkî anlayışlarındaki yanlışlara dayandığını belirten Said Halim Paşa’ya göre, Batı’daki siyasi anlayış örnek alınmamalıdır.
  • Birleşmiş Milletler’in henüz yeni yeni tartışılmaya başlandığı bir dönemde beynelmilellik ile ilgili önemli şeyler söylemiştir.
  • Said Halim Paşa’ya göre, aslında İslâm’ın siyasal sistemi de “temsil” yöntemine dayanır. Fakat İslâm toplumunda sınıflar arasında rekabet yoktur. Toplumsal amaç ve yönelimler birbirine ters düşmez ve toplumsal birlik muhafaza edilir. Bu nedenle, İslâm toplumundaki “temsil sitemi”nin Batılı toplumlardaki görünümlerinden farklı olması zorunludur.
  • Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan başkanlık sistemi ile ilgili konuşurken “İlla Fransa tipi Almanya tipi olması mı gerekiyor!” dedi ve “Türk Tipi”nden bahsetti. Yani biz ortaya bir model koyabiliriz demek istedi. Bu bakış açısı Said Halim Paşa’nın söyledikleri ile örtüşüyor.
  • Said Halim Paşa, soruyor: Meşrutiyet yönteminin benimsendiği her ülkede siyâsî faaliyetlerin bu derece itici, parçalayıcı nitelikte olması zorunlu mudur? Vatana hizmet edebilmek için, aydın ve vatanseverlerden oluşan meclisin birbirine düşman partilere ayrılması şart mıdır? Vatana hizmet için sunulan tekliflerin farklılığı ayrılık ve düşmanlık sebebi mi olmalıdır? Kısaca, siyasal çekişmelerin ortaya koyduğu ürkütücü manzarayı açıklayabilecek, acıları haklı gösterebilecek bir vaziyete gerek var mıdır?
  • Paşa’ya göre mecliste farklı düşüncelere sahip partiler olabilir bu bir çatışma ve ayrışma gerekçesi olmamalıdır. Bugün maalesef bu ortamı bulamıyoruz.
  • Said Halim Paşa’ya göre, “dayanışma ve fedakârlığa değil tam tersine mücadele ve çatışmaya dayanan bir siyâset anlayışı” örnek alınmamalıdır. Böyle bir girişimden olumlu sonuç beklemek de doğru değildir. Çünkü Batı’nın siyâset düşüncesi Osmanlı İslâm toplumuna uyarlanamaz.
  • Said Halim Paşa’ya göre İslâm’ın birikime ve birikimsel tecrübenin korunmasına dönük toplumsal yapılanması, Batı’nın sürekli değişen ve dönüşen toplumsal yapılanmasından üstündür.
  • Sait Halim Paşa bu metinleri 1918-20 yılları arasında yazmıştır. Bu dönemde muhtemelen devletin Batılılaşma yönündeki eğilimini net olarak görmüştür. Dolayısıyla uyarılarını bu öngörü üzerinden okumak gerekir.
  • Bugün bizde yaşlılık, eskime ve tükenme olarak, Batıda ise tecrübe olarak algılanıyor. Bir dönem siyasette yaşlı-genç tartışması vardı. Bugün artık hiç konuşulmuyor. Böylece bunun bir algı operasyonu olduğu artık anlaşılmış oldu.
  • İmam-ı Azam muhaliflik açısından güzel bir örnektir. Meşru görmediği bir yönetim içerisinde görev almayı reddetmiş ve işkence altında ölmeyi göze almıştır. Ancak kılıç çekmemiş, sabretmiştir. Arap Baharı sürecinde Mısır’da İhvan-ı Müslimin’in Suriye’deki tepkiyi vermeyerek benzer bir tavır sergilediğini gördük. Bu da siyasi tecrübe ile mümkün olabilmiştir.
  • Meşrutiyet Hilafetin kaldırılması yolunda ilk adımdı. Çünkü padişaha (halifeye) “Aslında senin bir meşruiyetin yok, biz sana meşruiyet veriyoruz” anlamı taşıyordu. Bu dönemde Batıcı aydın zümre önemli işlevler gördü. Said Halim Paşa hem entelektüel aydın kesim içerisinde kabul edilen, hem de devlet kademesinde görev almış bir isim olması bakımından farklı bir figürdür. Said Halim Paşa’nın aydın meselesi üzerinden de değerlendirilmesi gerekir.

«« « 1 2 » »»