Duyurular

SAYIN CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN, CNR KİTAP FUARI’NDAKİ STANDIMIZI ZİYARET ETTİ

SAYIN CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN, CNR KİTAP FUARI’NDAKİ STANDIMIZI ZİYARET ETTİ

3.3.2017

Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, CNR Kitap Fuar Salon 1’de bulunan E-23 No’lu İlke Yayıncılık standımızı ziyaret etti…

“YAZAR BULUŞMALARI”NDA KONUĞUMUZ ÖZKAN KAYACI’YDI

“YAZAR BULUŞMALARI”NDA KONUĞUMUZ ÖZKAN KAYACI’YDI

1.3.2016

Yayınevimiz yazarlarını okurları ile bir araya getiren “Yazar Buluşmaları”nın dördüncüsü gerçekleştirildi. 26 Şubat 2016 Cumartesi günü yayınevimizin Üsküdar’daki merkezinde düzenlenen buluşmanın konuğu, yazar-düşünür Vedat Ali Özkan Kayacı’ydı. “Kim Olduğunu Biliyor musun?” başlıklı sohbette öne çıkan hususlar kısaca şöyleydi:

  • İnsanın ihtiyacı olmayan şey onun için fazlalıktır, gereksizdir. İnsan için ihtiyacı olan şey anlamlıdır.
  • İnsan öğretilerinden birkaçını derinlemesine inceledim. Ulaştığım netice; bir ucu Kantçılığa, bir ucu varoluşçuluğa, bir ucu itikadi meselelere, bir ucu ateistliğe, bir ucu tasavvufa varıyor.
  • İnsan karakterini inceleyen sistemlerle ilgili çalışmalar dünyada çok ciddiye alınıyor. Örneğin, CIA, Hollywood ve çokuluslu şirketler bu yöntemlerden istifade ediyor.
  • Bizde çok basit görülen bu konuların ABD ve Avrupa üniversitelerinde kürsüleri var.
  • Edebiyatçıların söyleyiş, üslup farklılıklarında bile kişilik, karakter farklılıklarının etkisi görülür. Aslında edebiyatçılar binlerce yıldır birbirine çok benzer şeylerden bahseder. Farklılık söyleyiş ve üsluptadır.
  • Psikolog denilen koskoca meslek grubunun büyük çoğunluğunun işi esnaflığa döktüğü görülüyor.
  • Enagram sistemi gibi çalışmalar, uluslararası düzeyde bilinir fakat ortada bir ilim olarak yoktur. Bu ilim esas olarak ermiş, veli kimselerde mahfuzdur. Onlar da bu bilgileri ehil olmayanlara vermez.
  • Akıl kalbe bağlı bir mekanizmadır.
  • Hakîm, Hâkim ve Hekîm özelliği önceden aynı kişide aranırdı.
  • Gurcief Avrupa’da bu işin ilk önemli isimlerinden biri kabul edilir.
  • Hepimiz farklı düzeylerde de olsa ruhi açıdan hastayız. Kimimiz acil yardımlık, kimimiz heyetlik, kimimizin işini mahalle kliniği görür. Hasta olmayanlar sadece kâmil insanlardır. Kur’ân-ı Kerîm’de bu kimseler için, “Onlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir” denir.
  • Kişilik-karakter yapılarına dair bilgiye sahip olmak tek başına bir işe yaramaz. Ayrıca çok da tehlikelidir. Çünkü değişim-dönüşüm çok zordur, dışarıdan ehil birinin yardımı gerekir. O yüzden tehlikeli bir boyut alabilir.

“YAZAR BULUŞMALARI”NDA BU HAFTA KONUĞUMUZ ŞEREF AKBABA’YDI

“YAZAR BULUŞMALARI”NDA BU HAFTA KONUĞUMUZ ŞEREF AKBABA’YDI

15.2.2016

Yayınevimiz yazarlarını okurları ile bir araya getiren “Yazar Buluşmaları”nın üçüncüsü gerçekleştirildi. 13 Şubat 2016 Cuamrtesi günü yayınevimizin Üsküdar’daki merkezinde düzenlenen buluşmanın konuğu, “Kar Mumu” kitabımızın yazarı, Ay Vakti Dergisi Genel Yayın Yönetmeni ve Kırklareli Üniversitesi Öğretim Görevlisi Yrd. Doç. Dr. Şeref Akbaba’ydı.
Şeref Akbaba’nın konuşmasında öne çıkan hususlar kısaca şöyleydi:

  • Toplumun siyasetle fazla iç içe olması, kültürel faaliyetleri pasifize ediyor.
  • Sosyal medyada kısır bir döngü var. “Yazar Buluşmaları” gibi etkinlikleri çok daha önemli görüyorum.
  • Siyasal alana fazlaca angaje olunursa kültürel/düşünsel üretim durur.
  • Her şeyin devletin kontrolünde olmasını isteyenler, devletin düşüncesinin değişmesine ne diyecekler?
  • Sivil alanların güçlü olması ve popülizme direnmesi gerekiyor.
  • Dergilerimiz artık mektep olma özelliğini yitirdi.
  • Bir faaliyetin ne zaman karşılık bulacağını bilemeyiz. O yüzden bizim görevimiz topluma ışık tutmaktır. Toplumun bunu kabul etmesi belki çok uzun yılları alabilir. Biz İbrahimi tarafımızı korumak zorundayız. Biz davet etmekle yükümlüyüz.
  • Yapılan her şeyin karşılığını bulacağına inanmalıyız. Bu, bugün Irak’ta, Suriye’de yapılanlar için de geçerlidir. Müslüman kardeşlerimize zulmedenler eninde sonunda hak ettikleri cezayı bulacaklar.
  • Bizim her hareketimiz eylemdir inancında olmalıyız. Örneğin bir dergiyi yayımlamak kadar, para bulamayıp dergiyi bastıramadığımızdaki duruşumuz, bekleyişimiz de bir eylemdir.
  • Kitapların çokluğu ile övünmekten ziyade, kitapların içindeki bilginin kavramsallaşması önemlidir.
  • Kemiyete değil keyfiyete bakmak icab ediyor. Önemli olan bir derginin, bir kitabın matbaada kaç adet basıldığı değil, etki gücünün ne olduğudur. Biz bunu Ay Vakti olarak hazırladığımız Medeniyet Özel Sayısı’nda gördük.
  • Kitaplarımız bireyleri değil coğrafyaları bile şekillendirmeye yeter. Ancak bunun için birebir eğitim gerekiyor.
  • Sezai Karakoç’un üzerinden kaç darbe kaç muhtıra geçti ama yine de o değerlerinden taviz vermedi. Bugün hala medeniyet denildiğinde herkes yüzünü bu “maliyeci” adama dönüyor.
  • Diriliş hareketinin varlığını sürdürebilmesi, her şeyin popülizmle varlığını sürdürebildiği anlayışının doğru olmadığını gösteriyor.
  • İktidarla birlikte niyet de değişmeye başladı. İmkanların artmasıyla birlikte gönüllü yapılan çalışmalar yok edilmemeli.
  • İmkanların artmasıyla oluşan çalışmaların asıl görevi, toplumun bu alanlara ilgisiz kalan kesimlerini bu imkanlar kanalıyla gönüllü çalışmalara davet etmektir.
  • Bir dergi veya bir kitap tamamı okunmak için alınmaz. Kendimize ait olanı bulup istifade etmek için alınır.
  • Yayın yaparken ruhumuzu değiştirmeden, günümüz insanının ihtiyaçlarını dikkate almak gerekir. Yayın anlayışımızı onlara ulaştırabilmek için gayret sarfetmek, popüler kültürün baskısı altında bir toplumla karşı karşıya olduğumuzu unutmadan hareket etmemiz gerekir.
  • İlkelerimizden taviz vermeden bir ayağımızın PR çalışmalarında olması gerekiyor.
  • Bugün artık tüketici profillerine göre talep oluşturuluyor.
  • Değişime ayak uydurmak gerekiyor. Ruhu değiştirmeden iskelet değişebilir.

 

“YAZAR BULUŞMALARI”NDA BU HAFTA KONUĞUMUZ UFUK COŞKUN’DU

“YAZAR BULUŞMALARI”NDA BU HAFTA KONUĞUMUZ UFUK COŞKUN’DU

9.2.2016

Yayınevimiz yazarlarını okurları bir araya getiren “Yazar Buluşmaları”nın ikincisi gerçekleştirildi. 3 Şubat 2016 Çarşamba günü yayınevimizin Üsküdar’daki merkezinde düzenlenen buluşmaya “Yeni Sömürgecilik ve Bağımsız Sivil Toplum Kültürü” kitabının yazarı Ufuk Coşkun konuşmacı olarak katıldı.
Buluşmada Ufuk Coşkun’un şu ifadeleri öne çıktı:
  • Batı orijinli İttihat ve Terakki’den beri bu ülkede ciddi bir operasyon yürütülüyor. Bunun eğitimdeki yansıması Tevhid-i Tedrisat ile olmuştur.
  • Harf Devrimi ile bin yıllık hafızamız bir anda silindi.
  • Askeri vesayet kırıldı, bürokratik vesayet kısmen kırıldı ancak eğitim alanında resmi ideolojinin dayatıldığı anlayış kırılamadı.
  • Otuz milyon öğrencinin içinde bulunduğu devasa bir sektörden bahsediyoruz. Eğitim alanında bu anlayışın kırılması gerekiyor.
  • Okullarımızda Kemalist ideoloji, laiklik, tektipçilik, İslam karşıtlığı, pozitif bilim güçlü bir şekilde dayatılıyor.
  • Daha ne kadar beklememiz gerekiyor? Aradan yüz yıl geçmiş, artık bir şeyleri köklü şekilde değiştirmemiz gerekiyor.
  • Andımız kaldırıldı ancak hala ders kitaplarının baş sayfalarında yer almaya devam ediyor.
  • Cengiz Han tarih kitaplarında Türk büyüğü olarak gösteriliyor.
  • Hem her sözümüzde kadim medeniyetimizden dem vuracağız hem de eğitim sistemindeki bu çarpıklıklara yönelik bir girişimde bulunmayacağız.
  • 150’den fazla ülkenin anayasası incelendiğinde yalnızca sekiz ülkenin anayasasında şahıs isminin yer aldığı tesbit edildi. Bunlardan biri de Türkiye. Özellikle eğitim ile ilgili bölümlerde Atatürk isminin himayesine müracaat ediliyor.
  • Son on yıldır mevcut siyasal iktidar bir şeyleri değiştirmek için gayret sarf ediyor. Bu takdire şayan. Ancak mekanizmalarda pek bir değişiklik olmadı. Bu da Türkiye’nin hiç boş bırakılmadığını gösteriyor.
  • Bence öncelikle yapılması gereken iş anayasa ile ilgili çalışmaları yoluna koymaktır.
  • Eğitim alanının düzenleyen yasa ile ilgili çalışmalar yapılmalıdır. Eğitimde her türlü ayrımcı tek tipçi anlayışın bahanesi haline getirilen laiklik ilkesi tartışılmalıdır.
  • 82 yılında darbeci bir kafayla, İslam karşıtı bir anlayışla, darbecileri de aşan bir üst akılla hazırlanmış anayasayı bir an evvel değiştirmemiz gerekiyor.
  • Medeniyet coğrafyamızla yeniden kardeş olmak zor bir iş. Sorumluluk, fedakarlık gerektiriyor. Buna yanaşmayanlar yeni sömürgeciliğin tuzağına düşmüş demektir.
  • Etnik kökenlerimizin bir önemi yok. Küresel saldırı hepimize dönük.
  • Kapitalizm insanın ruhunu satın alan sömürgeci bir sistem. Yalnızca finans alanıyla ilgili değildir.
  • Sömürgeci sistem ağını kapitalizm üzerinden kurar.
  • Kerry darbeden önce Mısır ile görüşmeye gitmiş ve 5 milyar Dolar teklif etmişti. Ancak Mursi, Türkiye’yi tercih edeceğini söylemişti.
  • Erdoğan da benzer bir tavır sergiledi. Merhum Erbakan da bu tavrı sergilemiş ve bedelini 28 Şubat ile ödemişti.
  • Halklar kökleriyle, kültürleriyle ve birbirleriyle bap kurar kurmaz kapitalistler bunda bir gerileme, bir tehdit hatta kişiliklerine bir saldırı görüp tüm bağları sarsmanın yol ve yöntemlerini bulmaya çalışırlar. Her rengi, ırkı, mezhebi, düşünceyi birbirine kırdırarak düzenin işlemesine olanak sağlarlar.
  • İngilizler Lozan’da hilafetin kaldırılmasını şart koşmuştu. Çünkü bizim hinterlandımızı genişleten temel etkendi. Ancak aynı İngiltere bugün hala Kanada’ya vali atıyor.
  • Suriye’den gelen kardeşlerimizi de bu anlamda misafir olarak görmemek gerekir. Onlar da sonuçta kendi ülkelerine geliyorlar.
  • Komşularımızla, kardeşlerimizle bağlarımızı kopartıp, sorunlarımızı büyüttüğümüzde bu küreselci aktörlerin çıkarlarına hizmet etmiş olmuyor muyuz?
  • Biz kadim ilim, idrak ayarlarımıza bugün yeniden dönme çabasındayız ve sancılı bir dönemden geçiyoruz.
  • Ortadoğu halklarının dini, ırkı, rengi, mezhebi, görüşü fark etmeksizin oluşturacağı bir birliktelik er ya da geç olacaktır. Tarih bize bunu gösterecektir.
  • Sürekli etnik, mezhepsel ve düşünsel bölünmemelere maruz kalan ve birbirleriyle her daim kavgalı tutulan halkların; özgürlükçü, birlikteliği esas alan ortak çıkar ve menfaatler çerçevesinde belirlenen hedefler ve politikalar doğrultusunda hareket etmeleri gerekir.
  • Bizden adam olmaz anlayışından sıyrılmamız gerekiyor. Biz çok büyük işler başarabiliriz. Biz imparatorluk bakiyesi bir milletiz. Yeterli inanalım. Sorgulamaktan, tartışmaktan korkmayalım.

YAZAR BULUŞMALARININ İLKİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ

YAZAR BULUŞMALARININ İLKİ GERÇEKLEŞTİRİLDİ

23.1.2016

Yayınevimiz yazarlarını okurları bir araya getirecek olan “Yazar Buluşmaları”nın ilki gerçekleştirildi. 23 Ocak 2016 Cumartesi günü yayınevimizin Üsküdar’daki merkezinde düzenlenen buluşmaya “Said Halim Paşa ve Siyaset Ahlakı” kitabının yazarı ve ÖNDER Genel Başkanı Halit Bekiroğlu konuşmacı olarak katıldı.
Buluşmada Said Halim Paşa’nın siyaset mekanizmaları, yönetim biçimleri ve yönetim anlayışı ile ilgili görüşleri tartışıldı. Bir sonraki toplantıda ise Paşa’nın fikirleri çerçevesinde aydın sorunu ele alınacak ve söz konusu dönemle günümüzde yaşanan sürecin bir mukayesesi yapılacak.
Buluşmada ifade edilen görüşlerden öne çıkan başlıklar şunlardı:
  • Said Halim Paşa modernleşme sürecinde Osmanlı’dan daha hızlı hareket ettiği söylenen Mısır Hıdivi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın torunudur.
  • S. Halim Paşa Avrupa’da iyi bir eğitim görmüş, İttihat Terakki’de görevler almış ve genel sekreterliğini yapmış bir isimdir.
  • II. Abdülhamid’in devrilmesinin ardından sadrazamlık görevini üstlenerek devlet yönetiminde gelinebilecek en yüksek makama gelmiştir.
  • Göreve gelir gelmez Birinci Dünya Savaşı patlak vermiştir. Said Halim Paşa savaş taraftarı olmamasına rağmen kendisini böyle bir ortamın içinde bulur.
  • Said Halim Paşa, Ermeni olaylarının sorumluları arasında gösterilmektedir.
  • Birinci Dünya Savaşı’nın ardından sürgün edilmiş, ardından Avrupa’ya gitmiştir. Eserlerinin çoğunu bu dönemde kaleme almıştır. İslamcılık üzerine metin yazan en önemli kişilerden biri kabul edilir.
  • 1921’de Roma’da şehit edilmiştir.
  • Paşa’nın fikirlerini dayandırdığı en önemli nokta, her alandaki üretimlerimizin bütünüyle bize ait olması gerektiğini savunmasıdır.
  • Paşa’ya göre biz siyaset üreteceksek bunun Batı’dan kopya edilmemiş olması, bizim tarafımızdan keşfedilmiş olması gerekir. Bu yönüyle Meclis-i Mebusan ve benzeri yapıları eleştirir.
  • Said Halim Paşa, sistematik olarak ortaya çok somut bir şey koymamışsa da iyi bir çerçeve sunmuştur.
  • Batı’daki siyâsî oluşumların temelinin ahlâkî anlayışlarındaki yanlışlara dayandığını belirten Said Halim Paşa’ya göre, Batı’daki siyasi anlayış örnek alınmamalıdır.
  • Birleşmiş Milletler’in henüz yeni yeni tartışılmaya başlandığı bir dönemde beynelmilellik ile ilgili önemli şeyler söylemiştir.
  • Said Halim Paşa’ya göre, aslında İslâm’ın siyasal sistemi de “temsil” yöntemine dayanır. Fakat İslâm toplumunda sınıflar arasında rekabet yoktur. Toplumsal amaç ve yönelimler birbirine ters düşmez ve toplumsal birlik muhafaza edilir. Bu nedenle, İslâm toplumundaki “temsil sitemi”nin Batılı toplumlardaki görünümlerinden farklı olması zorunludur.
  • Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan başkanlık sistemi ile ilgili konuşurken “İlla Fransa tipi Almanya tipi olması mı gerekiyor!” dedi ve “Türk Tipi”nden bahsetti. Yani biz ortaya bir model koyabiliriz demek istedi. Bu bakış açısı Said Halim Paşa’nın söyledikleri ile örtüşüyor.
  • Said Halim Paşa, soruyor: Meşrutiyet yönteminin benimsendiği her ülkede siyâsî faaliyetlerin bu derece itici, parçalayıcı nitelikte olması zorunlu mudur? Vatana hizmet edebilmek için, aydın ve vatanseverlerden oluşan meclisin birbirine düşman partilere ayrılması şart mıdır? Vatana hizmet için sunulan tekliflerin farklılığı ayrılık ve düşmanlık sebebi mi olmalıdır? Kısaca, siyasal çekişmelerin ortaya koyduğu ürkütücü manzarayı açıklayabilecek, acıları haklı gösterebilecek bir vaziyete gerek var mıdır?
  • Paşa’ya göre mecliste farklı düşüncelere sahip partiler olabilir bu bir çatışma ve ayrışma gerekçesi olmamalıdır. Bugün maalesef bu ortamı bulamıyoruz.
  • Said Halim Paşa’ya göre, “dayanışma ve fedakârlığa değil tam tersine mücadele ve çatışmaya dayanan bir siyâset anlayışı” örnek alınmamalıdır. Böyle bir girişimden olumlu sonuç beklemek de doğru değildir. Çünkü Batı’nın siyâset düşüncesi Osmanlı İslâm toplumuna uyarlanamaz.
  • Said Halim Paşa’ya göre İslâm’ın birikime ve birikimsel tecrübenin korunmasına dönük toplumsal yapılanması, Batı’nın sürekli değişen ve dönüşen toplumsal yapılanmasından üstündür.
  • Sait Halim Paşa bu metinleri 1918-20 yılları arasında yazmıştır. Bu dönemde muhtemelen devletin Batılılaşma yönündeki eğilimini net olarak görmüştür. Dolayısıyla uyarılarını bu öngörü üzerinden okumak gerekir.
  • Bugün bizde yaşlılık, eskime ve tükenme olarak, Batıda ise tecrübe olarak algılanıyor. Bir dönem siyasette yaşlı-genç tartışması vardı. Bugün artık hiç konuşulmuyor. Böylece bunun bir algı operasyonu olduğu artık anlaşılmış oldu.
  • İmam-ı Azam muhaliflik açısından güzel bir örnektir. Meşru görmediği bir yönetim içerisinde görev almayı reddetmiş ve işkence altında ölmeyi göze almıştır. Ancak kılıç çekmemiş, sabretmiştir. Arap Baharı sürecinde Mısır’da İhvan-ı Müslimin’in Suriye’deki tepkiyi vermeyerek benzer bir tavır sergilediğini gördük. Bu da siyasi tecrübe ile mümkün olabilmiştir.
  • Meşrutiyet Hilafetin kaldırılması yolunda ilk adımdı. Çünkü padişaha (halifeye) “Aslında senin bir meşruiyetin yok, biz sana meşruiyet veriyoruz” anlamı taşıyordu. Bu dönemde Batıcı aydın zümre önemli işlevler gördü. Said Halim Paşa hem entelektüel aydın kesim içerisinde kabul edilen, hem de devlet kademesinde görev almış bir isim olması bakımından farklı bir figürdür. Said Halim Paşa’nın aydın meselesi üzerinden de değerlendirilmesi gerekir.

«« « 1 » »»